Aşağıda Cem Küçük’ün yazılarından alıntılar yaparak incelediğim analizimde;
Merhaba Kıymetli okurlarım bugün ki yazımda Sözde Gazeteci Cem KÜÇÜK kimdi, bağlantıları ve amaçlarını daha iyi anlayabilmek adına gerek videolu gerekse de yaptığı yazılı paylaşımlarını değerlendirerek tanımlamaya anlamaya çalışacağız , Dün Cemaat faaliyetlerine övgüler, methiyeler düzenleyen Küçük’ün 17-25 Aralık sonrası FETÖ’cü gazeteciler, daha doğrusu FETÖ’cü medya aktörlerini (Rasim Ozan Kütahyalı, Nazlı Ilıcak, Can Dündar vs.) gibi isimleri ifşa edici yazılar yazarak topluma “Bak, ben demiştim size; bunlar iktidarı hedef alıyor, siz de bunlara karşı tavır alın” algısı oluşturarak, “Ben FETÖ’cü değilim” demesi ve odakları o kişilere yönelterek profesyonelce algı mühendisliği yapan kripto bir FETÖ’cüdür.
Ergenekon ve Balyoz süreçlerinde ordu talan edilirken destekleyen; yargı ve emniyetin Kemalistler tarafından ele alındığını ve bu sebepten hukukun üstünlüğü ilkesinin parası olana olumlu, olmayana olumsuz sonuçlandığını ortaya koyan aynı Cem Küçük, MİT tırları operasyonuyla “Amaç önce MİT Başkanı Hakan Fidan, sonra da o zaman Başbakan olan Erdoğan’ı ‘terör örgütlerine yardım ediyor’ iddiasıyla Lahey’de yargılatmak ve Türk pasaportlarını geçersiz kılmaktı. Tipik bir FETÖ operasyonuydu.” diyerek FETÖ’ye karşı mücadele verdiğini ön planda tutma gayretleriyle ortaya çıkıyordu.Medya önünde masum kişileri hedef göstererek adeta savcılığa soyunan bu kripto FETÖ’cü Cem Küçük’ün; Emin Çölaşan ve diğer gazetecileri (Ertuğrul Özkök, Fatih Altaylı) 17-25 Aralık bağlamında hedef alıp “FETÖ’ye yardım etmiş”, “sıra gelecek” diyerek hedef göstermesiyle FETÖ operasyonlarında devlet görevlilerinin çalışmalarını bu yazı ve yayınlarıyla manipüle etmiştir.
Ve yine Mavi Marmara olayı sonrasında katil İsrail’in yıllardır Filistin’e karşı yaptığı saldırılar neticesinde İHH gönüllülerince gıda taşıyan gemiye yönelik katil İsrail tarafından yapılan saldırı sonucunda Cem Küçük’ün gemideki gönüllülere yönelik “AK Parti’nin artık bu radikal İslamcılarla da, bu Mavi Marmara’daki o manyak tipler… Yani kafadan İsrail düşmanı, kafadan Batı düşmanı, kafadan her şeye düşman bir tip var. Garip, garip tipler var. Bunlarla da bu yolların ayrılması lazım.” ifadelerinin ardından oluşan tepkiler sonucu ne hikmetse Adnan Oktar tarafından hemen sahip çıkılması da esasında Cem Küçük’ün medya önünde olmasının destekleyicileri arasında sadece FETÖ’den ibaret olmadığını bir kez daha ortaya koymaktadır.
Cem KÜÇÜK’ün asıl tutuklanma nedenleri ise;
- Asılsız İddialar ve Algı Çalışmaları
- Maddi Menfaat ve Şantaj İddiaları
- Şüpheli Para Trafiği
- halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” (dezenformasyon) suçundan tutuklanmıştır.
Tutuklanma sebeplerinin daha detayına inildiğinde, asıl altında yatan konunun kripto FETÖ’cülük ve Oktar grubu ile bağlantıları mutlaka incelenmelidir.
Medya önünde örgütün çıkarları doğrultusunda kişi ya da kişileri hırsız yaptı. Gazze’ye yardım götüren gemiye katil İsrail’in yaptığı saldırı sonucu gemideki gönüllüleri manyak tipler, garip insanlar, İsrail düşmanı, Batı düşmanı, radikal İslamcı olarak ilan etti. Bu yardım gönüllülerine İsrail ve Batı düşmanı diyerek İsrail savunucusu oldu. Aslı astarı olmayan düzmece dosyalarla Ergenekon-Balyoz kumpasına ortak oldu. Medya önünde yapılan hukuksuzlukların doğru olduğunu savundu.
Silah kaçakçısı olan Serdar Özyurt’u fabrikatör olarak yine medya önünde manipüle ederek iş insanı statüsüne girmesini ve devlet ihaleleri almasına kadarki sürecin yürütülmesindeki medya ayağındaki kişiler arasında yer aldı. Bu Serdar Özyurt’u biraz araştırdığımda yine ucu FETÖ’ye dayanmaktadır.
Serdar Özyurt, 2002 yılında Hatay’daki lise eğitiminin ardından o dönem cemaat olarak bilinen yapının dershanelerine gitmiştir. Daha sonra üniversite eğitimi ve sonrasındaki süreçte örgütün kontrolündeki yurt dışı okullarında (Moğolistan ve Kırgızistan gibi ülkelerde) bir dönem “belletmenlik” yaptığı açık ve nettir.
Her zaman olduğu gibi kriptolar; Özyurt’u destekleyen veya onunla ilgili olumlu PR (halkla ilişkiler) çalışmaları yürüten bazı köşe yazarları (Fuat Uğur ve Cem Küçük gibi), Özyurt’un geçmişte bu yapının içinde bulunduğunu ancak daha sonra yapının gerçek yüzünü görerek karşı çıktığını savunarak toplum nezdinde aklanmasını sağladı. Böylece devlet ihale sistemine kadar sokulmuş, iş insanı statüsü alması sağlanmış ve fabrikatör pozisyonuna getirilmiştir.
Yine söylüyorum: Fetönün Medya ayağı vardır vede hala aktif çalışmaktadır. Mutlaka bu işin detayına inilmeli. Devlet ile dalga geçmenin, oyun oynamanın ve Millete kazık atmanın ne demek olduğu, kendisine ve buna tevessül edecek başka kişilere daha net anlatılması açısından örnek teşkil etmeli; layık olduğu yerde kalan ömrünü tamamlamalıdır.
Medya önünde bunun gibi birden çok isim vardır; bu isimler de vakti zamanı geldiğinde ayıklanacaktır. Temennim, masum kişilerin canı yanmadan bu kripto FETÖ’cülerin temizlenmesidir.

Gülen Cemaati
17 Mayıs 2011
Askerin içindeki cuntacı bir klik, medyadaki CHP yandaşları, iş dünyasının bazı kodamanları ve tabii ki bürokrasi bugüne dek parayı verip düdüğü çalıyordu. İstemedikleri hükümetleri devirmek için ellerinden geleni yaptılar ve devirdiler de. Cinayet işlediler, kaos planları yaptılar, hatta AK Parti gitsin diye ülkede ekonomik kriz çıkması için ortam yokladılar.Bir yandan gizli yollarla Amerikan yönetimine bizi destekleyin diye haberler yolladılar, öte yandan içeride Amerika ve AB düşmanlığı yaptılar. AK Parti ve Gülen’i Bitirme Planları hazırladılar. Bu planlarla hem AK Parti’yi hem de Gülen Cemaatini itibarsızlaştırmak için sahte tertiplere giriştiler.
Kendi karanlık emellerine ulaşamayan darbeci ve cuntacılar, planları ortaya çıkınca hemen sağa sola sataşmaya başladılar. Sataştıkları ilk zümre Gülen Cemaati oldu.
“Cem Boyner’in meşhur tespitiyle sistemden geçinenler sistemi değiştiremezler. Gülen Cemaati mensupları sistemin dışından gelip merkeze vardılar. Türkiye’yi değiştirmeyi ve dönüştürmeyi başardılar. Bu değişim ve dönüşüm aşamasında başka grupların, cemaatlerin ve elbette hükümetin çok büyük katkıları var.
Ama Gülen Cemaati’nin yaptığı işler bir kesim hariç herkesten onay bulduğu için laikçi cenah onları hedef tahtasına oturttu. Yaptıklarının nafile olduğunun farkına henüz varmadılar.
Ünlü Yunanlı düşünür Heraklitos, “Aynı suda iki kere yıkanamazsın” demiş. Maşallah bizim darbeciler aynı suda yetmiş kez yıkandılar. Artık su kirlendi. Suyun değişmesi şart. Cemaat bu suyu değiştiriyor. Pisliğe alışmış olanların veryansını bundandır.
Kaynak:https://www.haber7.com/yazarlar/cem-kucuk/744611-gulen-cemaati
Cem KÜÇÜK
19 Kasım 2015
1978 doğumluyum. İstanbul Üniversitesi Amerikan Kültürü ve Edebiyatı bölümünden mezunum. İstanbul’a geldiğim 1996 yılından itibaren yazar ve yayıncı çevrelerin içinde oldum. Muhafazakar bir dünya görüşüm olduğu için İslami camia içinde yetiştim elbette. Ama diğer kesimlere de antenlerim açık oldu. Ben kitap yayıncılığı, çevirmenlik ve editörlük işi yapıyordum. Bu cemaat meseleleri çıkmaya başladığında
RASİM’LE CEMAAT YÜZÜNDEN KAVGA ETTİK, SONRA ARAYIP ÖZÜR DİLEDİ
Fakat ben haklı çıktım. Hiç unutmuyorum 8 Şubat 2012 günü sabahın köründe Rasim beni aradı. “Arkadaş haklı çıktın. Senden özür dilerim, bunlar kafayı yemiş. Dün Hakan Fidan’ı tutuklamaya kalktılar” dedi. Ben de “Günaydın. Siz hepiniz uyuyorsunuz. Yarın Tayyip Erdoğan’ı da tutuklamak isteyecekler” dedim. Herkes zaten o zaman uyanmaya başladı. Sonra 2012 Haziran ayından itibaren Yeni Şafak’ta yazmaya başlayınca bu Fethullahçı çete ile kamuoyu önünde mücadeleye başladım. Benim ikinci yazım ‘Cemaat ayağına kurşun sıkıyor’ başlığını taşıyordu. Cemaati devletle bir kavgaya girmemesi ve devleti ele geçirmeye çalışmaması konusunda uyaran kendime göre bir yazı yazdım ve sonra bu yazılarım tam gaz devam etti.
Kaynak:https://www.aksam.com.tr/yasam/hedef-gostermiyorum-ifsa-ediyorum/haber-463023
Balyoz delillerinden şüpheniz mi var?
21.01.2011 06:36
Eskiler, “Merd-i Kıpti şecaat arz ederken sirkatin(i) söylermiş” derler. Bizim laikçi, sol-Kemalist cenah bu söze cuk diye oturuyor. Yeni çıkan deliller ne diyor? Eğer yakalanırlarsa buna seminer planı diyeceklermiş. Tabii biz de bunu yedik. Tüm bunlara ilaveten ortaya çıkan bu deliller bizzat kışlalarda bulundu. Bu cenah ortaya çıkıp belgeleri polis düzenlemiş diyecek derse de şaşırmayın. Zaten ıslak imzanın makinesi vardı(!) Danıştay cinayetini dinciler yapmıştı(!) 367 skandalını Ak Parti Yüksek yargıyla anlaşarak uydurmuştu(!) Seçimlerde oyları da çalıyorlar(!) Böyle bir kafanın, zihniyetin iktidar olduğunu düşünebiliyor musunuz? SAKIN DÜŞÜNMEYİN ÇÜNKÜ DÜŞÜNMESİ BİLE KORKUNÇ.
Dört yıl önce Hrant Dink öldürülmüştü. Balyoz darbe planının delil klasörlerinde gayri Müslimlere yönelik bazı provokasyonlardan bahsedildiğini de biliyoruz. Herhalde böyle bir olayı akıl etmek bizim cuntacılardan başka kimseye nasip olmazdı.
Kaynak:https://www.haber7.com/yazarlar/cem-kucuk/691507-balyoz-delillerinden-supheniz-mi-var
“Yeni Ergenekon çetesi ve yargıdaki uzantıları”
02 Aralık 2013 17:45
Türkiye askeri vesayeti ve onun uzantılarını bitirdi. Artık sivillerin dediğinin olduğu bir döneme girdik. Ne yazık ki seçilmiş meşru hükümete karşı bu kez başka ittifaklar oluştu. Bu ittifakı oluşturanların derdi hiçbir zaman demokrasi olmadı. Demokraside en önemli şartın yasama-yürütme-yargının ayrılığı olduğunu bilmeyen yok. Usul esasa mukaddemdir. Bu ilkeyi aklından çıkarıp kendini yargıç yerine koyanlar hep yanlış yaparlar. Başbakan Erdoğan Özel Yetkili Mahkemelerle ilgili düzenleme çıkardığında, ‘Biz kanun çıkarıyoruz ama yargıçlar buna uymuyor’ demişti. Geldiğimiz durum itibariyle yargının durumunda da sıkıntı var.
Yargı mensupları benimsedikleri ideoloji ya da itikatlarına göre değil evrensel hukuk kurallarına göre hareket etmelidir. Türkiye’nin çok yakın tarihinde Ergenekon, Balyoz gibi önemli davalar görüldü. Bunlar haklı davalardı. Ne var ki haksızlıklar da yaşanmadı değil.
KCK soruşturmalarında, Nedim Şener ve Ahmet Şık’ta, Hanefi Avcı davasında hala kafaları kurcalayan çokça sorular var. Mesela KCK davasında Büşra Ersanlı ve Ragıp Zarakolu’nun niçin tutuklandığına dair makul bir açıklama yok. Aynı davada Ferhat Kentel, Şehir Üniversitesi’nden Mesut Yeğen ve gazeteci Cengiz Çandar’ın tutuklanacağı bile söyleniyordu. Hatta Nagehan Alçı bu isimlerin Abdullah Gül ve Tayyip Erdoğan sayesinde tutuklanmaktan kurtarıldığını 26 Mayıs’ta Milliyet’teki köşesinde şöyle yazmıştı.
‘İki değerli entelektüel Ferhat Kentel ve Mesut Yeğen hiçbir suçları yokken sadece BDP’nin bir konferansına davetli oldukları için tutuklanmanın eşiğinden döndüler. Hikaye şu:
Ersanlı ve Zarakolu’nun tutuklanmasından sonra Ferhat Kentel’e devlette çalışan bir yakını KCK soruşturmasında isminin geçtiğini söyler. Kentel bu durumu Ali Bayramoğlu’na anlatır. Bayramoğlu böyle bir çılgınlığa ihtimal vermez ama yine de Mustafa Karaalioğlu’na da iletir Kentel’in duyumunu. Karaalioğlu da buna ihtimal vermez ama yine de meşhur bir polis şefine anlatır durumu. Anlatınca da karşı tarafın söyledikleri karşısında şaşırıp kalır. O polis şefi Kentel ve Yeğen’in KCK’nın teorik elebaşlarından olduğunu söyler. BDP ile her temasa geçene KCK’lı diye bakan bir zihniyet vardır ortada…
Bunun üzerine Karaalioğlu ve Bayramoğlu telaşlanır ve konuyu en üst düzey yetkili makamlara iletirler. Bu durumdan hem Başbakan Tayyip Erdoğan hem de Cumhurbaşkanı Abdullah Gül çok rahatsız olur ve böyle bir hukuksuzluk karşısında inisiyatif kullanır. Böylece bu saçmalık mahkeme aşamasına intikal etmeden durdurulur.’
Aynı şekilde o dönem odatv davasından Ahmet Hakan Coşkun’un bile tutuklanacağı söyleniyordu. Bunu o dönemdeki her polis-adliye muhabiri duymuştu, çünkü polisler öyle söylüyorlardı. Bunu o zaman haber7.com’da ilk yazanlardan biriydim. Kendi adıma o davada dosyasını okuduğumda Ahmet Şık ya da Nedim Şener’in niçin tutuklandığını hala anlayabilmiş değilim. Hanefi Avcı’nın kitabının bir kısmını yazmak suçlamasıyla (kitap yazmak suç mu tabii) gazeteci Ruşen Çakır bile hedefe konmuştu.
Gelin görün ki, Ahmet Hakan, Cengiz Çandar gibi isimler kendilerini tutuklamak isteyen bu iradeyi hiçbir zaman sorgulamak istemediler. Seçilmiş hükümetin yaptıklarını sorguladılar ama yargıdaki bu hukuksuzluklara hiç değinmediler.
Türkiye artık eski günlere dönemez. Hiçbir vesayet kabul edilemez. Hükümetin kararlarına itiraz edip operasyon yapanlar iddia ediyorum ki er ya da geç yargı önüne çıkacaklar. Ama hangi yargının? Ergenekon, Balyoz haklı davalardı. Ne yazık ki kurunun yanında yaşlar da yandı. Bazı güvenlik bürokratları hükümete meydan okurken bazı yargı mensuplarından da destek gördüler.
Türkiye’de yargının baştan aşağıya reforme edilmesi lazım. Yerel seçimlerden sonra mutlaka yargıya el atılması şart. Eğer bundan sonra yargılamalar yapılacaksa, yargı mensupları için öncelik aidiyetleri değil evrensel hukuk kuralları olmalı. AİHM’in kararlarını da asla göz ardı etmemek lazım.
Kaynak:https://sendika.org/2013/12/yeni-safaktan-cemaate-karsi-atak-yeni-ergenekon-cetesi-ve-yargidaki-uzantilari-153046
“Bu kumpasların hesabı sorulmasın mı?”
19 Eylül 2015
FETÖ’cü hâkim, savcı, gazeteci, iş adamı, abi ve imamlar yargılanıp hesap sorulacak
‘Ne yani, bu davaların hesabı sorulmasın mı?’
Türkiye’de hukuk ne yazık ki hep birilerinin elinde oyuncak oldu. Kemalist rejim kendi sistemini kurarken, belirli kurumlar üzerinden vesayetini sağladı. Burada en önemli işlevi yargı gördü. Eski düzende haklı olmak işe yaramıyordu. Güçlü olmak kafiydi. Yargıçlar Atatürk’ü kendilerine kalkan yapar, ona göre tavır alırlardı. Hukuk hak getire. Siyaseten farklı bir şey söylenmek istendiğinde,yargı Kemalizm ve Atatürk üzerinden adalet ve düzen sağlamaya çalışırdı.
Gel zaman git zaman askeri vesayet geriletilince yargı da sırtını dayadığı esas gücü kaybetti. Biz milletin yargısı gelecek diye beklerken, bu sefer başka bir vesayetçi yapı türedi. 2010 referandumundan sonra Fethullahçı yapı önce HSYK, sonra diğer yüksek yargı kurumları üzerinden tam bir hakimiyet sağladı. Gitti Kemalist yargıçlar, geldi Gülenist yargıçlar. Sadece milletin istediği yargı düzeni olmadı.
Kabul edelim ki, 2007-2013 yılları arasında iktidar AK Parti olsa da, esas güç emniyet-yargı cuntası üzerinden Gülenistlere aitti. Şimdilerde adı FETÖ olan bu illegal yapı kurgu davalarla herkesi sindirdi. İşadamlarını, futbol kulüplerini, kendilerinden olmayan din adamı, polis, yargıç vb herkesi ya içeri atarak ya da davalarla korkutarak susturdular. Ortaya pespaye bir hukuk düzeni çıktı. Gelinen durum ortada.
Kurgu davalar artık herkesin malumu. Taşhiye’den askeri casusluğa, Devrimci Karargah’tan şikeye onlarca dava Pensilvanya’da kurgulandı. Binlerce insan haksız yere mağdur edildi. 17-25 Aralık darbe girişimleriyle FETÖ’nün gerçek yüzü ortaya çıktı. Bu darbe girişiminde bulunanlara hesap soruluyor. Geçmiş davalardan Tahşiye’nin de nasıl bir kumpas olduğu gün yüzüne çıktı.
Kaynak:https://t24.com.tr/gundem/star-yazari-fetocu-hakim-savci-gazeteci-is-adami-abi-ve-imamlar-yargilanip-hesap-sorulacak
